Per 13 Mart 2008
Ey bahtı güzel şahım, vaktiyle tacirler içinde, pek çok serveti
ve tüm ülkelerde ticari ilişkileri olan bir tacir varmış.
Bir gün, atına atlayıp işinin gerektirdiği bir yere gitmek üzere
yola çıkmış. Sıcak pek fazla olduğundan, bir ağacın altında oturmuş;
elini azık torbasına sokarak oradan birkaç lokmalık yemek ve hurma
çıkarmış; hurmaları yiyip bitirince çekirdeklerini ileriye fırlatmış;
ama birdenbire önünde uzun boylu bir ifrit belirmiş ve kılıcını
sıyırarak tacire yaklaşmış ve haykırmış; “Ayağa kalk, çocuğumu öldürdüğün
gibi ben de seni öldüreceğim!” demiş. Tacir, ona “Ben senin
çocuğunu nasıl öldürebilirim?” diye sorunca* ifrit, “Hurmalarıyiyince
çekirdeklerini fırlattın. Çekirdekler oğlumun göğsüne çarptı;
onu yaraladı ve hemen oracıkta öldü” demiş. Bunun üzerine tacir ifrite,
“Bil ki ey yüce ifrit! Ben inanç sahibi bîr insanım, yalan nedir
bilmem ve de çok zenginimdir; çocuklarım ve bîr de eşim var. Sonra,
evimde bana emanet edilmiş mallar bulunuyor.
evime gidip bende hakkı olanların hesaplarını göreyim; bunları tamamlayınca
yıl sonunda sana geri dönerim. İşte sana işim bitince geri
döneceğimi vaat ve yemin ediyorum. O zaman bana istediğini yapabilirsin.
Allah bu söylediklerimin tanığıdır” demiş. Ecinni ona güvenmiş
ve tacirin ayrılmasına izin vermiş.
Tacir ülkesine geri dönmüş; tüm bağlantılarından kurtulmuş,
herkese hak ettiğini vermiş, sonra da karısına ve çocuklarına başına
gelenleri anlatmış; ana-babası, karısı ve çocukları hepsi birden ağlamaya
başlamışlar. Sonra da tacir vasiyetnamesini hazırlamış; o yılın
sonuna kadar yakınlarıyla birlikte yaşamış; bu sürenin sonunda yo-
la çıkmaya karar vermiş; kefenini koltuğunun altına sıkıştırarak yakınlarına,
komşularına veda etmiş, burnunun dikine yola koyulmuş.
O zaman yakınları ona ağlayıp çırpınmış, matem haykırışları
koparmışlar.
Tacire gelince, yoluna devam etmiş; ve söz konusu olan bahçeye
girmiş; o gün yeni yılın ilk günüymüş; oturup kötü bahtına ağlarken,
yanında boynu zincirli bir ceylan sürükleyerek bir şeyh çıkagelmiş;
taciri selamlamış ve ona mutlu bir yaşam diledikten sonra,
“Ecinnilerin barındığı bu yerde tek başına oturmanın sebebi nedir?”
diye sormuş. Bunun üzerine tacir ifritle olan serüvenini ve burada
oturmasının nedenini ona anlatmış. Ceylanın sahibi şeyh, buna
çok şaşırmış ve “Vallahi! Senin inancın büyük bir inançmış. Öykün
de öylesine olağanüstü ki, iğneyle gözün iç köşesine yazılsa, düşünceye
saygı duyanlar için üzerinde durulmaya değer bir konu
olurdu!” demiş. Sonra onun yanına oturup “Vallahi, ey kardeşim, ifritle
serüveninin sonunu görmedikçe yanından ayrılmayacağım” demiş;
ve gerçekten oturup onunla konuşmaya başlamış; ve onu, derin
bir üzüntüye ve fırtınalı düşüncelere kapılarak korku ve dehşetten
bayılacak gibi görmüş.
Ceylanın sahibi onunla oturup dururken, birdenbire siyah
renkli iki tazıyla ikinci bir şeyh çıkagelmiş; yaklaşıp ikisini de selamlamış
ve onlara, ecinni uğrağı olan bu yerde ne yaptıklarım sormuş.
Bunun üzerine ona öyküyü baştan sona anlatmışlar- Ancak o da yanlarına
henüz oturmuşken yedeğinde doru renkte bir katır bulunan
üçüncü bir şeyh onlara doğru gelmiş. Selam verip bu yerde oturmalarının
nedenini sormuş. Onlar da başından sonuna kadar öyküyü
anlatmışlar. Ama anlatılanı burada tekrarlamanın hiç yaran yok.
Tam o sırada bir toz çevrintisi yükselmiş ve çayırın ortasına
doğru şiddetli bir fırtına esmiş. Sonra, toz dağılmış ve elinde iyice bilenmiş
bir kılıçla söz konusu olan ecinni ortaya çıkmış. Gözleri kıvılcım
saçarak onlara yaklaşmış ve aralanndan taciri çekip alarak ona
“Gel” demiş; “Gel ki, sen benim yaşantımım soluğu, yüreğimin ateşi
çocuğumu nasıl öldürdüysen, ben de seni öylesine öldüreyim!’1 Bunun
üzerine tacir ağlayıp yakınmaya başlamış; üç şeyh de onunla
birlikte ağlayıp inlemeye ve hıçkırmaya başlamışlar.,
Ceylanın sahibi ilk şeyh, sonunda yüreklenerek ecinninin ellerine
sarılmış; “Ey ecinni, ey ecinni padişahlarının başı ve başlarının
tacı! Sana bu ceylanla olan serüvenimi anlatır ve sen bundan etkilenirsen,
karşılığında, beni bu tacirin kanının üçte birini bağışlayarak
ödüllendirir misin?” diye sormuş. Ecinni, “Evet, hiç kuşkun olmasın,
sayın şeyh! Bana öyküyü anlatır, ben de onu olağanüstü bulursam,
tacirin kanının üçte birini bağışlarım” demiş.
Mart 14th, 2008 at 11:15 am
İyi de devamı nerde binbir gece ması gibi kısacık kesilmiş